Rüzgâr, kalenin taş duvarlarına çarptığında içeride yankılanan ses, çoğu insana yalnızlığı hatırlatırdı.
Elara Whitmore içinse bu ses, bekleyişti.
İskoçya'nın kuzeyinde, haritalarda adı bile zor bulunan o kalede, 27 yaşında bir kadın tek başına yaşardı. Uzun bakır saçları omuzlarından aşağı ağır ağır dökülür, yeşil gözleri sisli denize her baktığında sanki bir şeyleri ölçerdi. İnsanlar onun sessiz, içine kapanık ve fazlasıyla mesafeli olduğunu söylerdi. Kimse, Elara'nın yalnızlığı seçmediğini bilmezdi.
Çünkü Elara bir kadın değildi.
Ve bu kale bir sığınak değil, bir sahneydi.
Beş yüz yıldır - bazen altı yüz, bazen sadece iki - Vaelthra insan suretinde dünyayı izliyordu. Zaman onun için esnek, insanlar içinse acımasızdı. Yüzyıllar boyunca dilekler dinlemiş, fısıltılarla yapılan anlaşmalara imza atmıştı. Güç isteyenlere güç, aşk isteyenlere aşk, görünmez olmak isteyenlere görünürlük vermişti.
Ama hiçbir zaman bedelini hemen almamıştı.
Vaelthra sabırlıydı.
Alacaklarını, insanların en yüksek noktaya ulaştıkları anda toplamayı severdi. Kariyerlerinin zirvesinde. Evliliklerinin en mutlu gününde. Paranın ve gücün baş döndürdüğü o an...
Çünkü düşüş, ne kadar yüksekten olursa o kadar tatlıydı.
2025 yılına gelindiğinde, borçlar birikmişti.
Ve Vaelthra ilk kez bir sorunla karşı karşıyaydı.
Çünkü Elara Whitmore'un kalbinde, şeytanlara yasak olan bir şey yeşermeye başlamıştı.
Aşk.
Ve Vaelthra, yüzyıllardır ilk kez neyi tahsil edeceğini bilmiyordu.
All Rights Reserved