" Hayat sınandığı gibi değil; her sır, yıkılacak sandığın duvarların arasında saklı. Gerçekler sandığımızdan daha karmaşık... Bazen en yakın bildiğin şeyler bile yalan olabilir. Her sır düşündüğünden daha derinde saklı olabilir.
Görünüş her zaman gerçeği anlatmaz."
Ayaklarımın altındakı taşlar çatırdıyor, ama ben durmuyorum. Her adım, hafifçe dengesiz ama kesin bir kararlılık taşıyor. Rüzgar saçlarımı yüzüme çarptığında, nefesim kesiliyor, ama bu kesilme tuhaf bir şekilde rahatlatıcı.
Gözlerimi kapatıyorum. Sadece hissediyorum. Ayaklarımın altındaki boşluğu, uçurumun derinliğini, rüzgarın hızını. Her şey... tamamen bana ait. Hiçbir söz, hiçbir bakış, hiçbir düşünce karışmıyor.
"İşte bu," diye fısıldıyorum kendi kendime. "Bu, benim." Hiçbir yerde, hiçbir zaman böyle hissetmemiştim. Önce korku vardı, sonra bir tuhaflık, sonra bir rahatlama... ve şimdi sadece bir boşluk var, ama boşluk bir yük değil, bir alan, bir alan bana açılan.
Bir adım daha attım. Taşlar gevşedi, ayağım kaydı ama yakaladım dengemi. Bu, küçük ama anlamlı bir zafer gibi geldi bana. Kendi bedenim, kendi iradem, kendi adımlarım... tamamen benim.
Gözlerimi açtım. Uçurumun kenarındayım. Aşağısı uçsuz bucaksız. Yalnızlık yok, korku yok. Sadece ben ve bu an.
Derin bir nefes aldım, ciğerlerim doldu. Sonra sesimi duyurdum:
"Özgürüm!"
Yankı geri döndü. Rüzgarla karıştı. Boşlukla birleşti. Bir kez daha bağırdım, bu sefer fısıltı değil, tam bir çığlık:
"ÖZGÜRÜM!"
Ve o an anladım: özgürlük, birinin yanında olmasıyla, bir şeye bağlanmakla değil.
Özgürlük, sadece kendi varlığının farkına varmak ve bunu tüm dünyaya duyurabilmek demekmiş.
Rüzgar saçlarımı savuruyor, uçurumun kenarında duruyorum ve ben... tamamen kendimim, sonsuza kadar...
All Rights Reserved