Bazı düşüşler vardır; bedeni değil, gerçeği parçalar.
Ve bazı uyanışlar... bir hayatı değil, bütün geçmişi ayağa kaldırır.
Bu hikâye, unutmanın bir lütuf sanıldığı; hatırlamanın ise ağır bir ceza olduğu bir ruhun yolculuğu.
Bir uçurumun kenarında bırakılan beden, ardında yarım kalmış bir kader ve kanla mühürlenmiş sırlar bırakır. Geriye kalan yalnızca sorulardır:
Kimdi o?
Neden düşmüştü?
Ve en acısı-kim itmişti?
Geceler, ait olmayan anılarla bölünür.
Rüyalar, başka bir hayatın yankılarını fısıldar.
Aynalar, yabancı bir yüzü tanıdık bir acıyla geri yansıtır.
Geçmiş, sessizce geri dönerken; her parça, kalpte yeni bir çatlak açar.
Bir zamanlar ait olunan bir dünya vardır-taştan duvarları, suskun koridorları, merhametle sertliğin yan yana yürüdüğü bir düzen. Sadakat burada sorgulanmaz, kader tartışılmaz. Sevgi bile bir yük, bir silah, bir sınavdır. Ve bazı bağlar vardır ki zincir gibi görünür ama koparıldığında ruhu kanatır.
Hatırladıkça güçlenen mi olunur, yoksa hatırlamak bizzat zayıflık mıdır?
Gerçek, bazen kurtarmaz.
Bazen yalnızca dayanılması gereken bir yüktür.
Bu roman, bir kimliğin geri kazanılışını değil; kim olduğunu öğrenmenin bedelini anlatır.
İhanetin sevgi kılığına büründüğü, sessizliğin en yüksek çığlık olduğu bir karanlığın içinden geçer. Geçmişte verilen sözler, bugünde ödenir. Ve bazı aşklar vardır ki, adı anılmadan bile uçurumlar yaratır.
Bu bir masal değil.
Bu, karanlıkla yapılan bir yüzleşme.
Hatırlamanın kanattığı, gerçeğin yakaladığı, kaderin asla affetmediği bir hikâye.
Ve bazı hikâyeler vardır...
Okurunu seçer.
Çünkü herkes, gerçeğin tamamını taşımaya hazır değildir.
Herkesin bir temel duygudan yoksun olduğu dünya.
Yedi seçkin akademi.
Yoksun olduğun duyguyu öğrenmek sihirli güçler kazandırırken; başarısız olursan sahip olduğun duyguları da zamanla kaybedersin.