Yağmur o gece ince ince yağıyordu, sanki şehri değil de ikisini saklamak ister gibi; Jimin sırtı ıslak tuğlalara dayanmış, nefesi Jungkook'un nefesine karışmıştı, aralarındaki mesafe bir itiraf kadar kısaydı ve bir hata kadar tehlikeliydi. "Neden öyle bakıyorsun?" diye fısıldadı Jimin, gözleri kaçmakla kalmak arasında asılı. Jungkook geri çekilmedi. "Nasıl bakıyorum?" dedi alçak bir sesle. Jimin'in nefesi düzensizleşti. "Beni kaybedecekmişsin gibi." Bir saniyelik sessizlik oldu; yağmur omuzlarından süzülürken Jungkook alnını Jimin'inkine yaklaştırdı. "Belki de öyle," dedi, sesi neredeyse bir itiraf kadar yumuşak. "Jungkook... bu yanlış," dedi Jimin, sesi kararlı çıkmaya çalışsa da titreyen bir yerden geliyordu; parmakları Jungkook'un göğsüne dayanmıştı ama itmeye gücü yoktu. Jungkook'un eli Jimin'in başının yanındaki duvara yaslandı, diğer eli beline dokunacak kadar yaklaştı ama tam değmedi. "Eğer bu yanlışsa Jimin,ben asla doğru olmak istemiyorum,sadece benim ol istiyorum."Jimin gözlerini kapadı; gitmesi gerektiğini biliyordu, ama Jungkook'un bakışı gitmesine izin vermiyordu. Yağmur omuzlarına düşmeye devam etti. İkisi de hareket etmedi.
Çünkü bazen en büyük adım, geri çekilmemektir.
Ve bazı hikâyeler...
Birinin git demesine rağmen kalmaya devam eden bakışta başlar.
Çizgi henüz aşılmamışken.
Ama çoktan çizilmişken.
All Rights Reserved