Köklerin, sırların, gecenin ve yeraltının efendisiydi. Dünya ağacının en derin, en karanlık odalarında, nemli toprağın ve kadim suların kalbinde yaşardı. Adı gökyüzündeki havayla taşınmaz, bastığın topraktaki çıplak ayakların ritminde hissedilirdi. Perun gök gürültülü kahkahalarıyla gökyüzünü parçalarken, Veles sessizliğin diliyle konuşurdu. Onun krallığı, gökyüzündeki bulutların sarayları değil; büyücülerin fısıldadığı nehir boylarıydı.
O, düzenin sınırlarını çizen tanrısı değildi; o, düzenin bittiği yerdeki vahşiliğin nefesiydi. Göksel adaletin yıldırımından kaçarken bedeninde hissettiği sıcaklıkla kemikleri eridi. Soğuk, parlak pullarla kaplandı derisi. Veles, devasa bir yılana dönüşüp toprağın yarıklarından yeraltına süzüldüğünde bile mağrurdu; çünkü bilirdi ki, Perun'un ateşi ne kadar yakıcı olursa olsun, eninde sonunda Veles'in şefkatli ve soğuk yeraltı dünyasında son bulacaktı.
Çünkü gökyüzü ne kadar kudretiyse, yeraltı da o kadar kaçınılmazdı...
Bahsi geçen kurum, kuruluş, kişiler, olaylar ve durumlar tamamen kurgu odaklı hayal ürünüdür.
Bu kurgu aynı zamanda birazda distopya tarzıdır.
Todos los derechos reservados