İki Yamaç Arasında, isfad
Toprak hafızayı asla silmez; üzerine düşen kanı da, edilen yeminleri de, nesiller boyu süren o sessiz kini de unutmaz. Fadime ve İsmail, işte o toprağın birbirine düşman kıldığı iki ayrı dünyanın çocuklarıydı.
Biri, geçtiği her dalı kıran, hırçın ve boyun eğmez bir sert rüzgâr.
Diğeri, derininde neleri sakladığı bilinmeyen, duru ama kararlı bir sakin nehir.
Onlar, kaderin yanlış zamana ve yanlış nefretlerin arasına gizlediği iki eksik yapboz parçasıydı. Bir araya gelmek, sadece iki kalbi birleştirmek değil; yılların ördüğü duvarları yıkmak, suskunluğu bozmak ve geçmişin hayaletleriyle yüzleşmek demekti.
Birbirlerinin yaralarına dokunurken, düşmanlığın zehriyle beslenen bir dünyada aşkla şifa bulmaya çalıştılar. Ancak bazen en büyük savaş, dışarıdaki düşmana karşı değil, insanın kendi kanına işlenmiş o kadim nefretlere karşı verilir.
Peki, bir aşkın gücü, yüzyıllık bir öfkeyi dindirmeye yeter mi? Yoksa fırtına dindiğinde, geriye sadece nehrin yuttuğu yıkıntılar mı kalacak?