Jane pencerelerin önünden yürüyordu. Adımları sessizdi. Dışarıda rüzgâr kule taşlarına çarpıyordu.
"Gece yürüyüşleri alışkanlık haline geliyor."
Jane durmadı.
"Sen de hep buradasın zaten."
Duvarın yanında, gölgeye yaslanmış gibi duran Tom'un anısı ona bakıyordu. Diğerleri için boşluk, onun için bir siluet.
"İnsanlardan kaçıyorsun," dedi Tom.
Jane hafifçe başını çevirdi.
"Onlardan üstün olmak için onlardan uzak durmak gerekir."
Tom yaklaştı. Yüzü sakin ama gözleri hesap yapar gibiydi.
"Yalnızlık güç vermez. Sadece seni bana yaklaştırır."
Jane'in bakışı değişmedi.
"Kendine fazla önem veriyorsun."
Tom'un dudak kenarı kıpırdadı.
"Hayır. Ben sadece gerçeği görüyorum. Sen de görüyorsun."
Jane pencereye döndü. Ay ışığı yüzünü solgun gösteriyordu.
"Ben kimsenin tarafında değilim."
Tom bir adım daha yaklaştı.
"Yanlış. Henüz karar vermedin."
Sessizlik.
Uzakta bir kapı kapandı.
Jane yürümeye devam etti. Tom onun yanında, adım atmadan ilerliyormuş gibi.
"Bir gün," dedi Tom, sesi neredeyse fısıltı,
"beni seçmek zorunda kalacaksın."
Jane durdu.
Ona baktı.
"Hayır," dedi sakin bir şekilde.
"Ben seçmem.
Tom'un bakışı karardı.
"Ben karar veririm."
Jane arkasını dönüp yürüdü.
Koridor yine boş görünüyordu.
Ama yalnız değildi.
All Rights Reserved