"Bazı çiçekler güneşin altında açmak için değil, karanlığın ağırlığı altında ezilmek için yaratılmıştır."
Jungkook, yanlış sokağın kuytusunda mahsur kalmış bir ışık huzmesiydi; merhametin sözlüklerden silindiği bir kentte, masumiyetin son fısıltısıydı o. İyiliğe, bir gülümsemenin sıcaklığına ve şafağın güven veren kollarına inanırdı. Fakat o şafak hiç sökmedi.
Kim Taehyung, uçurumun mimarıydı. Kalbi bir kas yığını değil, zayıfları kurban ettiği obsidyen bir sunaktı. Onun dünyası güçten inşa edilmiş bir galeriydi ve Jungkook, bu galeride gördüğü en zarif, en kırılgan sanat eseriydi; gümüş tozuyla kaplı kanatları soğuk çeliğin gölgesinde hapsolmuş bir kuş misali...
Mermilerin şiir yazdığı, kanın ise kanunları dikte ettiği bir evrende; titrek bir mum alevi, bir kara deliğin mutlak karanlığında hayatta kalabilir miydi?
Bu bir aşk hikayesi değil. Bu, bir teslimiyet senfonisi; bir canavarın yok etmeye niyetlendiği şeyi kutsamayı öğrenişinin ve bir meleğin cehennemin boğucu derinliklerinde nefes almaya alışışının trajik kroniği.
"Kırılmış şeyler müzesine hoş geldiniz. Eserlere dokunmayın; onlar zaten paramparça."
All Rights Reserved