Adını kimse bilmezdi.
Diline kilit vurulmuş bir Rus köleydi;
kaderi, sarayın taş zeminlerine sürülerek yazılmıştı.
Yelena Aleksandrovna Morozova , esir pazarından harem kapısına getirildiğinde,
ne bir tahta göz dikmişti
ne de bir şehzadenin kalbine.
Ama kader...
en sessiz yürüyenleri bile duyurmayı severdi.
Şehzade Mehmed ile yolları kesiştiği an,
sarayda yalnızca bir kalp değil, dengeler de yerinden oynadı.
Bir bakış, bir susuş, bir gecelik tereddüt...
Ve kölelikten sultanlığa uzanan yol açıldı.
Harem artık bir yuva değil, bir savaş meydanıydı.
Nikâhlı prensesler, hasekiler, doğan şehzadeler...
Her çocuk bir mühür, her doğum bir tehdit oldu.
Tahtın kime nasip olacağı bilinmezken,
Hüsn-i Mâh Sultan'ın yükselişi en büyük korkuya dönüştü.
O, ne masum bir cariyeydi
ne de kör bir âşık.
O, bekledi... öğrendi... sabretti.
Ve sarayda en tehlikeli şey olan şeye dönüştü:
Unutulmayan bir kadın.
Bu, bir kölenin tahta meydan okuduğu;
aşkın, kanla mühürlendiği;
ve en büyük gücün, sessizlik olduğu bir hikâye.
Todos os Direitos Reservados