Sokaklar artık ip atlayan çocukların değil, evlatlarını toprağa bile veremeyen annelerin hıçkırıklarıyla yıkanıyordu. On altı yaşındaydım; ama kalbim, bin yıllık bir enkazın altında kalmış gibi yorgundu. Annem her ağladığında, benim ruhumdaki o görünmez zincirler biraz daha geriliyordu.
Bir çocuk daha gittiğinde, gökyüzünden bir yıldız kaymıyordu; sadece mahalledeki bir evin ışığı sonsuza dek sönüyordu. O beyaz gül kapıma bırakıldığında, dikeni parmağıma değil, doğrudan anılarıma battı. Kanayan parmağım değildi, çocukluğumdu. Artık saklanacak bir oyun parkı kalmamıştı; sadece savaşılacak gri sokaklar vardı."
All Rights Reserved