Bazı insanlar konuşarak büyür.
Bazıları ise susarak hayatta kalır.
Mira, çocukluğunu bir yetimhanenin soğuk duvarları arasında geride bırakmıştır.
Geçmişini anlatmaz; çünkü bazı hikâyeler anlatıldıkça derinleşir.
Şimdi yirmi üç yaşında, tutunacak bir iş ve güvenli bir hayat ararken, farkında olmadan hâlâ çocukluğundan kaçmaktadır.
Baran ise gücün ve kontrolün tam ortasında büyümüş, ama sevgiden hep mesafeli kalmıştır.
Adaleti dedesinden, suskunluğu annesinden öğrenmiştir.
Otuz bir yaşında, herkesin bildiği ama kimsenin gerçekten tanımadığı bir adamdır.
Onun dünyasında duygular zayıflık, sessizlik ise bir kalkan gibidir.
Birbirlerini tanımayan bu iki hayat, aynı karanlığın farklı köşelerinde var olmuştur.
İkisi de çocukken sessiz kalmayı öğrenmiş, büyürken bunun bedelini ödemiştir.
Bu roman,
terkedilmenin, suskunluğun ve bastırılmış yaraların insanı nasıl şekillendirdiğini anlatıyor.
Bazen en büyük çığlıkların duyulmadığını,
bazen de insanın kendine bile geç kaldığını...
Ve şunu soruyor:
İnsan, sustuğu yerde mi kaybolur;
yoksa orada mı büyür?