İmkânsız neydi?
Belki de imkânsız olan bizdik.
Asıl imkânsız olan ise, onun gözlerinde saklı duran o büyülü aşktı.
Biz, farklı dünyaların insanlarıydık...
Birimiz Yunanistan'ın saygın bir bakanı, diğerimiz Türkiye'nin üniformasıyla sınırları bekleyen bir asker.
Ve aramızda duran tek şey, sessizce akan Meriç'ti.
Ama o nehir...
Onun mavilikleri, gözlerine benzeyen o derin sular...
Her şey beni ona biraz daha çekiyordu.
Gözlerinin benim olmasını istedim;
yalnız bana bakmasını, yalnız beni sevmesini...
Geçmişim peşimi bırakmazken, tek dayanağım olan dedemin gölgesi her adımımda üzerimdeyken bile, kalbimi ona teslim ettiğimi nihayet kabul etmiştim.
Çünkü ne olursa olsun, ben onun kalbinde bir mülteciydim.
Ve biliyordum...
Bu aşk ya beni o nehirde boğacak,
ya da adını bilmediğim bir özgürlüğe taşıyacaktı.
********
Kalbimde kabaran hislere inat konuştum. Dilimden dökülenlerin kalbime batacağını bile bile.
"Bir Rum'a aşık olmak mı? Asla! imkansız hayallere kapılma!" Meriç turkuazı olan gözlerinden bir kılıç darbesi geçti, hedefini şaşmadan koyu yeşil gözlerime mıhlandı.
"İmkansız mı? İşte o korkakların uydurduğu küçük bir sözcük... Zira benim lügatımda öyle sözcük yok!"
All Rights Reserved