yankı ( Reenkarnasyon Yeniden Doğuş, Dönem Geçişi)
Bazı hikâyeler zamanla başlamaz... zamanın kendisini aşar.
Hümâ, 1900'lerin zarif gölgeleri arasında yaşayan genç bir ressamdı; fırçası renkleri tuvale değil, sanki kaderin kendisine dokunduruyordu. Hayatın ince çizgilerle ördüğü bu dünyada, her şey düzenli görünürken içindeki boşluk açıklanamaz bir yankı gibi büyüyordu.
Ta ki bir davete kadar...
Tuğrul.
Adı söylenmeden hissedilen, adımlarıyla bile sessizliği bozan bir adam.
Bir suikastçi...
Gölgeye ait, ışığa yabancı.
Ama onun gelişi bir karşılaşma değil, bir hatırlayıştı.
Çünkü bu iki ruh, ilk kez aynı zamanın içinde bulunmuyordu.
Onlar daha önce de vardı.
Sevmişlerdi.
Kaybetmişlerdi.
Ve ölüm, hikâyelerini tamamlamaya yetmemişti.
Şimdi ise kader, onlara ikinci bir sayfa açmıştı-
fakat aynı mürekkeple, aynı yarım kalmış cümlelerle.
Tuğrul'un içinde adı konulamayan bir karanlık büyüyordu; Hümâ'nın göğsünde ise nereden geldiği bilinmeyen bir sızı, eski bir ölümün yankısı gibi duruyordu.
Ve hiçbir şey hatırlanmıyordu...
ama her şey biliniyordu.
Çünkü bazı aşklar hatırlanmaz.
Sadece yeniden yazılmak için geri gelir.
Ve bazı insanlar...
ne kadar ölürse ölsün, birbirini bulmak için yeniden doğar.
Fakat kader, hiçbir zaman ikinci kez merhametli değildir.