HAYALET ŞÖVALYE İLE AMBER PRENSİ
Amber büyüsünün sakin prensi Oti, kristal sarayın yalnız kulesinde, içindeki gizemli çağrıya kulak verir. 18 yaşındaki ince yapılı genç, güçlü ama yalnız amber enerjisiyle nesneleri eritip yeniden şekillendirirken, ormanın sisli derinliklerinden gelen bir varlık hayatını sonsuza dek değiştirir.
O varlık, Fara'dır. Ölmüş bir şövalye; 2 metrelik heybetli bedeni, kıvrımlı keçi boynuzları, gri teni ve kan kırmızısı gözleriyle maddi dünyayla arasında ince bir çizgide duran hayalet. Savaşın ve lanetin bedelini ödemiş, merhametini kaybetmemiş ama duygularını çoktan gömmüş bir adam.
Bir amber parıltısı, iki yalnız ruhu bir araya getirdiğinde, sarayın loş kütüphanelerinden ormanın eski tapınaklarına uzanan yasak bir bağ doğar. Narin prens ile iriyarı hayalet şövalye arasında yavaş yavaş filizlenen tutku, hem kurtarıcı hem tehlikelidir. Çünkü Fara'nın varlığı güçlendikçe, Oti'nin büyüsü de onun etrafında maddileşir... ve ikisi de artık yalnız kalmak istemez.
Bir hayaletin dokunuşu, bir prensin teslimiyeti.
Yasaklar, lanetler ve tutkunun arasında eriyen iki dünya.
Fakat bazı bağlar ölümden de güçlüdür.