İnsan , özgür doğduğunu sanır. Oysa bazı coğrafyalarda bebekler , kundaklardan önce görünmez zincirlere sarılırlar. Orada sevda, bir hürrüyet değil ; bir aidiyet sınavıdır. Bir adamın 'soyu' için kalbini kurutması , bir kadının 'töre' için sessizliğe gömülmesi erdem sayılır. Zira bu topraklarda 'ben ' yoktur. Sadece 'biz' vardır. Ve 'biz' diyebilmek için ,bazen en sevdiklerini kurban etmen gerekir.
Borat sıkıca Hazal'ın elini sıkıca tuttu . ''Bak bana ben yanındayım . Ne olursa olsun isterse on yıl geçsin isterse yirmi... Sen benim kabul olmuş duamsın.
Hazal :'' söz mü Borat ? Başkasının eli değmeyecek bu sevdaya , kimse aramıza girmeyecek dimi?
Borat :'' Söz Hazalımmm . Bu gökyüzü şahidim olsun ki benim senden başka yurdum yok . ''
.
.
.
Borat avluya girdiğinde Hanım Ana sadece gülümsedi . Bu , zafer kazanmış bir kadının değil ; fırtınanın geleceğini bilen bir fenerin gülümsemesiydi.
''Sevda güzeldir oğul'' diye mırıldandı karanlığa doğru. ''Ama töre , sevdayı da kanı da aynı iştahla yutar.''
.
.
.
Bu hikaye , taşın sese ,kanın cana ,aşkın ise kurban olmaya zorlandığı bir zamana aittir. Bir kadının sustuğu yerden başlayan bir adamın bittiği yerde yeşeren ve bir çocuğun masumiyetinde düğümlenen bir hesaptır bu .Çünkü güneş bu topraklarda her sabah sadece günü aydınlatmak için değil verilen bedelleri hatırlatmak için doğar . Hazırlan ; bu sayfalar seni sadece bir aşk hikayesine değil , bir coğrafyanın kendi içindeki sessiz iç savaşına davet ediyor...
Tutti i diritti riservati