"Kaderin yazamadığı istikbalimizi sen mi yazacaksın Mısra Hanım?"
...
"Suretin gitse yamacımdan,
İhanetin baş ucumda kalıyor.
Bazen elim çarpıyor,
Büyük büyük sesler çıkarıyor."
...
Hakikat her zaman berrak bir akıbete götürmez. Bugün hakikati son nefesiyle haykıran, belki yarın ebediyen sessiz kalır.
Bazı insanlar da palavrayla kendilerine bir saray inşa edebilir. İhanet ise bazen aşkı derin ve kara bir toprağa gömebilir. Sözcükleri susturabilir. Ama bazı aşklar vardır ki; Ne ihanet ne de gurur yenemeyebilir.
Belki de bir gün yener... Kim bilir?
Gazetecileri bilirsiniz.
İkiye ayrılırlar.
Kimileri hakikate sımsıkı tutunurken kimilerinin kalemi hakikatten tamamıyla mutlaktır.
İlkilerinin kalemi rekabete yenik düşer ve kırılır. Diğerleriyse kolpayla yüzlerce, binlerce belki de milyonlarca hayatın boynuna ince ipler dolar.
Gazeteci Kemal Karalı ve Gazeteci Timuçin Aladağ'ın arasındaki tatlı rekabet, zamanla hoyrat bir kasırgaya dönüşmüştür.
Kasırga bazı hayatları söndürmüş, bazı isimleri karalamış, bazı gitarları kırmış, bazı penaları bozmuş ve bazı şiirleri yırtmıştır.
Bu kasırga en çok Kemal Karalı'nın oğlu Kıraç Karalı'yı sarsmış, hayallerine ferman giydirmiştir. O fermanı özenle giydiren ise Timuçin'in Aladağ'ın kalemi elinden düşürmeyen kızı Mısra Aladağ'dır.
Aslında... Rekabet bahaneydi. Başrol kimdi? Başrol Mısra Aladağ'ın şiirleri ve zihni arasındaki çelişkiydi.
Mısra Aladağ, öylesine bir övgü peşindeydi ki, şiirlerinin başlığını göremedi.
Yaz dostum!
Ne demiş büyük üstad Barış Manço?
"Bir dünya ki; Haklı haksız karışmış..."
Alle rechten voorbehouden