MÜHÜRLÜ REÇETE
Zerya, Ahmet Muhtar'ın göz bebeği, babasından aldığı şefkatle köyün yaralı kızlarına şifa olan bir eldi. Onun dünyası, beyaz önlüğünün saflığı ve köyündeki sevgisiz kalplere dokunma arzusuyla sınırlıydı. Ancak bu durağan dünya, İstanbul'un ışıltısından kopup gelen bir adamla sarsılacaktı.Doktor Serhat için bu köy, çocukluğundan beri kaçtığı bir hapishaneydi. Babası Mehmet Bey'in soğuk gölgesinden kurtulmak için önce Diyarbakır'a, sonra İstanbul'un tıp fakültelerine sığınmıştı. Ancak kaderin mühürü, babasının dudaklarından dökülen o amansız tehditle vuruldu: "Ya köyüne dönüp doktorluk yaparsın ya da Zülküf Ağa'nın kızıyla o nikâh masasına oturursun!"İki yıl süren İstanbul mesaisini geride bırakıp, hiç sevmediği o topraklara "mahkûm" olarak dönen Serhat, beyaz önlüğünü ilk kez giydiğinde her şeyin bu kadar çabuk kararacağını bilmiyordu.Dijle Baraj'ının kıyısında bulunan bir genç kızın cesedi ve o cesedin gölgesinden yükselen bir "Kırmızı Reçete" kumpası...İlaçların seri numaraları Serhat'ı işaret ederken, o artık sadece bir doktor değil; üzerine yıkılan bir cinayetin tek şüphelisiydi. Ama bu intihar sadece bir başlangıçtı. O mühürlü reçetenin altında; susturulmuş hayatlar, babaların buz gibi sessizliği ve Zerya'nın şefkatiyle aydınlanacak kapkaranlık sırlar gizliydi.