"Adalet her zaman doğruyu söylemeyi gerektirir, peki ya aşk?"
Çocukken tutulan o küçük eller, zamanla bir daha hiç kopmayacak sandıkları devasa bir aşka dönüşmüştü.Biri avukat, diğeri savcı olan Ceren ve Çağatay için hayat; adliye koridorlarının ağırlığından kaçıp sığındıkları o uçsuz bucaksız deniz kenarından ibaretti.Ne zaman dünyadan yorulsalar, dalga seslerinde birbirlerini iyileştirirlerdi.Ta ki o karanlık geceye kadar...
Çağatay, canından çok sevdiği kadını en hassas yerinden, annesizliğinden vurdu. Ona "zavallı" diyerek arkasını döndüğünde, Ceren'in dünyasında çocukluk aşkı yerini derin bir nefrete bıraktı.Bu ayrılıkta Çağatay'ın gözlerindeki o acımasız
soğukluk, geride hiçbir açık kapı bırakmamıştı.
Ceren öfkesinden aşılmaz duvarlar örerken, bu ani yıkımın ardındaki sır perdesi ikisini de yavaş yavaş karanlığa çekiyordu. Bir insan, ruhunu ateşe atmak pahasına neden en değerlisini yok ederdi?
Kırılan bir kalbi onarmak, bir suçluyu parmaklıklar ardına atmaktan çok daha zor olacaktı.
Bir avukat, onu kalbinden vuran bir savcıyı affedebilir mi? Yoksa bazı kararların geri dönüşü yok mudur?
All Rights Reserved