Bir insanı hayatta tutan şey nedir? Aile mi, aşk mı, yoksa uğruna savaşacak bir sebep mi?
İnci Aksoy için bu sorunun cevabı çoktan toprağa gömülmüştü. Annesinin son nefesiyle birlikte, onun da içindeki yaşam isteği sönmüştü. Geriye kalan sadece yürüyen bir bedendi; hisseden değil, sadece katlanan, yaşayan değil, sadece var olan.
Kimsesizliğin, suskunluğun ve bastırılmış acıların içinde büyümek zorunda kalan İnci, zamanla kendi küllerinden doğmayı öğrendi. Gözyaşlarını sakladı, kalbini susturdu, geçmişini gömdü. Ve sonunda kimseye ihtiyaç duymayan, soğukkanlı ve keskin bir kadına dönüştü.
Artık bir avukattı. Adalet onun silahı, sessizliği ise zırhıydı. Ta ki yıllar önce hayatının en karanlık anında karşısına çıkan o adam yeniden karşısına çıkana kadar...
Hazar Yelkıran.
Bir zamanlar, hiçbir şey söylemeden her şeyi değiştiren adam. Şimdi ise karanlığın tam ortasında duran, tehlikeli ve ulaşılmaz bir güç.
Bir davayla başlayan karşılaşma, geçmişin gölgesinde büyüyen bir savaşa dönüşürken; İnci kendini yalnızca adaletle değil, kendi kalbiyle de yüzleşirken bulur.
Çünkü bazı insanlar sadece düşman değildir, aynı zamanda insanın en zayıf noktasıdır.
Gerçekler ortaya çıktıkça, sırlar bir bir çözülür.
Ve İnci anlar ki; bazı yaralar zamanla iyileşmez... sadece daha derine iner.
Affetmek bazen bir kurtuluş değil, yeni bir başlangıçtır. Ama her başlangıç, yeni bir sonu beraberinde getirir. Adalet ile suçun, nefret ile arzunun, geçmiş ile geleceğin arasında sıkışan iki insan... Bu hikâyede kim masum, kim suçlu belli değil. Çünkü bazı hayatlar, doğruyla yanlışın arasındaki o ince çizgide yazılır. Ve bazı insanlar, yaşamak için defalarca ölmek zorundadır.
Seluruh Hak Cipta Dilindungi Undang-Undang