-Ha buradan yukari dağa çikarum dağa,bu ne ka güzelluk kurban olurum sağa.
O akşam fırtına baskındı. Yağmur yağıyor,gök gürlüyordu hava karanlıktı umutları da alıp götürüyordu sanki. Tabi o gün sadece bu sebeplerden bile kötü gibiyken bir sebep daha vardı en azından Karadenizdeki iki aile için...henüz dört yaşında olan küçük Fadime Koçari annesini de babasını da kaybedip ateşlenince hiç akıllara gelmeyen biri bakmak için gelmişti.
Fadimenin annesi ve babasının ölümüne sebep olan Şerif Furtuna'nın annesi Şirin Furtuna.Kız gözleri kapalı yatarken yaşlı kadın Fadimeyi soymuş ve bakır kazanda soğuk suyla yıkamıştı.
-Anne
diye inledi küçük Şirin alnına koyduğu bezi değiştirirken bomboş olan Koçari konağın camından bir çıtırtı gelmişti.
Bakıldığında kimse yoktu ama Şirin ayağa kalktığında tanıdık yüzü gördü.
camın kenar tarafına çıkmış -sol taraftaydı- ama kendini -en azından yarısını saklamaya çabalayan- en küçük torunu İsmail'di.Şirin ayağa kalkıp pencereye giderken İsmail küçücük kalbinin çarpmasına engel olamıyordu.
cam açıldığı an arkaya sendeledi zaten yağmur onu sırılsıklam etmiş küçük bir fare yavrusuna benzetmişti.
-ULA UŞAĞUM NE ARİSUN BURDA?!
Küçük ismail titrerken babannesi onu kedi gibi boynundan tutup konağa aldı.
-Bubannecuğum ben napayum da baktum benim bubannem gideyi Koçariye düşmana bırakmam dedum geldum da!.
-Uşağum düşsen ne olacak?,kedi gibi damlara çıkaysun,anan bili mi gittiğini abinler nereyedu?
İsmail güldü:Anam uyuyidu,Oruç abim ders yapayi Fatih abim nereye bilmiyrum,Esme yenge beni oyun oynayim sanayi saklambaçta biraktum oni.
- Eyi ettun tövbe Allah.
Küçük İsmail ıslak kıyafetleriyle titremesin diye kuzinenin yanına geçti.Birden maviş gözleri içeride bir yere odaklandı.Şirin onun nefesini tuttuğunu görüyordu.Birden ikisi de göz göze gelince İsmail gözle
Todos os Direitos Reservados