Bir evin en kıymetli köşesinde büyüyen ama en sessiz kalan çocuğuydum ben.
Adım, doğduğum topraklara işlemişti.
Mardin'in tozlu sokaklarına, taş duvarlarına, akşam ezanına karışmıştı "Şilan".
Ama artık... Mardin beni o isimle bilmiyordu.
Orada ben, Şilan Miroğlu değildim.
Yasmin Boratav'dım.
Sanki kendi ellerimle silmiştim ismimi...
Harf harf kazımış, yerine bana ait olmayan başka bir isim yazmıştım.
Yasmin...
Söylerken bile yabancı gelen, dudaklarımda eğreti duran bir isim.
Ama herkes onu biliyordu.
Sokaklar, insanlar, bakışlar...
Hepsi bana "Yasmin" diye sesleniyordu.
Şilan ise sadece içimdeydi.
Ailemdeydi.
Sessiz, saklı, kimseye ait olmayan bir yerde...
Ve o "yabancılar"...
Gerçeğimi bilmeyen o insanların arasında, sevdiğim adam da vardı.
O... beni Yasmin olarak tanıyordu.
Yasmin olarak seviyordu.
İşte bu yüzden en çok o acıtıyordu.
Çünkü bir insanın, sevdiği kadının aslında kim olduğunu bilmemesi...
Sevginin bile eksik kalmasına neden oluyordu.
Yağız Barzani ise...
O, hep Yağız Barzani'ydi.
Onun üstünü çizebileceği ikinci bir adı hiç olmamıştı.
Saklanmak zorunda kalmamış, kendini başka bir ismin ardına gizlememişti.
Herkes onu aynı isimle tanıyordu.
Yabancılar da... tanıdıklar da...
Çünkü onun hikâyesi benimki gibi yarım bırakılmamıştı.
Annesini bu topraklarda kör bir kurşuna vermişti belki...
Ama onun hayatı benimki gibi kökünden sökülmemişti.
Sürgün gibi savrulmamıştı.
Kimliğini geride bırakmak zorunda kalmamıştı.
Ben ise iki isim arasında sıkışıp kalmıştım.
Biri geçmişimdi...
Diğeri mecburiyetim.
Biri bendim...
Diğeri olmak zorunda kaldığım.
Ve şimdi...
Tarih tekerrür edecekti.
Biz...
Ailemizi bizden alanlara karşı Azrail olacaktık.
İntikamımızı... ilmek ilmek işleyecektik.
Tous Droits Réservés