Meydanın en kuytu köşesinde, güneşin bile aydınlatmaya korktuğu o karanlık platformun üzerinde duruyordu. Üzerindeki kirli keten gömlek parçalanmış, çıplak omuzları kırbaç izleriyle haritaya dönmüştü. Ancak Taehyung'u durduran, onun perişan hali değil; başını kaldırdığında çelik gibi parlayan o vahşi bakışlarıydı.
Etrafındaki herkes Taehyung'un önünde diz çökerken, o genç, bileklerindeki ağır demir zincirleri şıngırdatarak dik durmaya devam etti. Bakışlarında ne bir yalvarış ne de bir korku vardı; sadece saf bir meydan okuma.
Taehyung, pelerininin altındaki altın mühürlü yüzüğünü sıkarak tüccara döndü. Sesi, pazarın tüm uğultusunu bir bıçak gibi kesti:
"Onun zincirlerini çöz. Bedeli neyse iki katını ödüyorum. O artık benim."
Jungkook'un bakışları ilk kez titredi. O an, bu gizemli yabancının sadece zincirlerini değil, kaderini de satın aldığını henüz bilmiyordu.
All Rights Reserved