Luviana: Sanatın ve Kanın Başkenti
Luviana; kimileri için dünyanın sanat merkezi, kimileri içinse karanlığın ve aydınlığın en sert çarpıştığı yerdi. Her sokağı tarih kokan bu şehirde, görkemli binaların gölgesinde iki farklı dünya yaşardı. Bir yanda elleri boyalı sanatçılar, diğer yanda elleri kanlı adamlar...
Bu şehirde en büyük güç, paradan ya da silahtan önce gelirdi: Yetenek. Nesillerdir sanatla yoğrulmuş ailelerin çocukları, prestijli akademiye adım attıkları an geleceklerini inşa etmeye başlardı. Mezuniyet günü düzenlenen o son sergi, sadece bir sınav değil, bir hayatta kalma mücadelesiydi. El becerisini kanıtlayan her sanatçı, o kutsal gruba dahil olurdu: Dokunulmazlar.
Yakut taşlarla süslenmiş, etrafı sarmaşıklarla sarılı o palet sembolünü göğsünde taşıyan birine, Luviana'nın en acımasız mafya lideri bile dokunamazdı. Sanat, bu şehirde silahtan daha güçlü bir kalkandı.
Ancak geceler, bu sessiz anlaşmanın sadece bir maskesiydi. Sokaklarda milyarlık yatırımlar dönüyor, yeraltı kumarhanelerinde ve kafes dövüşlerinde servetler el değiştiriyordu. Mafya ve devlet, Luviana'nın huzuru için sessiz bir anlaşmaya imza atmıştı: Suç dünyası halka dokunmayacak, devlet ise bu karanlık ticaretin akışını bozmayacaktı.
Ta ki kader, iki yabancının yollarını o ince çizgide buluşturana kadar...
Asi, henüz yirmi yaşında, fırçasının ucunda mucizeler saklayan genç bir ressam. Dokunulmazlık sembolüne uzanmasına sadece birkaç adım kalmıştı. Ancak babasının mezara götürdüğü sırlar, onun fırçasını kana bulamak üzereydi.
Alan, yirmi yedi yaşında, mirası mermilerle yazılmış bir iş adamı. Babasından kalan o karanlık serveti yönetmek için bir canavara dönüşmek zorundaydı. Eli bir kez tetiğe değmişti ve o soğuk metalin kokusunu alan biri için artık geri dönüş yoktu.
All Rights Reserved