Dünya, kötülüğü yaratmış şeytanın çöplüğü ve şeytan, herkesi yakmadan durmayacak.
***
Kelebeklerin bir günlük ömrü olduğu söylenir.
Peki cidden bir canlı, yirmi dört saat içinde doğup, büyüyüp, başka canlıların yıllara yaydığı ömrü bir güne sığdırabilir miydi?
Yaşam gerçekten o kadar mucizevi miydi?
Bir askeri psikolog olan Derin, yirmi sekiz yıllık hayatı boyunca kaçırdığı her şeyi, altı yıla sığdırmaya çalışırken tanıştığı bir SAT komandosu, ona kaybettiği hayatı verebilir miydi?
Kelebekler sanılanın aksine 24 saat değil, 1 aya kadar yaşayabilirdi.
Peki Derin, herkes ve her şeyden uzak, dört duvar arasında geçirdiği yedi yılın açığını altı yılda kapatabilir miydi?
Geride kalanlar, geride bırakanlar, ölenler, unutanlar ve unutulanlar...
Belki de bütün mesele buydu.
**
Yalanlar ve yalancılar.
O, zihnimin bana gösterdiği bir yalan mıydı yoksa kendini aklamaya çalışan bir yalancı mı?
Sanırım bunu hiç bilemeyeceğim.
Bileceğim tek bir şey vardı.
Beni sevmişti.
Ve beni sevmesi, onun en büyük lanetiydi.
Kayan yıldızı gördüğümde gözlerimi yumdum ve bir dilek diledim, kabul olmayacağını bile bile.
Tanrım... Ne olursun onu bana yaz. Çünkü çok yalnızım ve biliyorum, bir o anlar beni.
Acılar içindeki bir ruhun ancak başka bir acılar içindeki ruh anlardı.
Kayan şey bir yıldız değil, yanan bir meteordu. Bunu biliyordum.
Yanan bir şeyden onu dileyecek haldeydim.
Oysa ki biliyordum, ona gel desem gelirdi.
Ona gel diyecek yüzüm yoktu.
Tanrım, dedim tekrar içimden. Bu kez ona acı değil, huzur olayım. İsyan değil amacım. Acılarımı çektim yeterince, mutlu olmaya benim de hakkım yok mu?
Yaktım, yandım ve kül oldum. Küllerim onun denizlerinde boğuldu. Ruhum boğulduğu denizlerde hayat buldu.
All Rights Reserved