Her başlangıç bir umutla yeşerir ama her kök kendi toprağına ait değildir.
Zerda, Kars'ın ayazında geçen dört yılın ardından İstanbul'a sadece yeni bir atama kağıdıyla değil, hayatının en büyük kararıyla döner. Yalnızlığın puslu gri duvarlarını, hiç tanımadığı bir bebeğin şefkatiyle yıkmaya kararlıdır. Kıbrıs'taki o steril klinikte, kendi kanından bir cana hayat verdiğini sanırken, kaderin ona hazırladığı buzdan tuzaktan habersizdir.
Oysa laboratuvarın karanlık köşesinde saklanan on yıllık bir sır, bir doktorun korkusuyla birleşip Zerda'nın rahminde uyanmayı beklemektedir.
İstanbul'un neon ışıkları altında, motor gürültüleri ve bar barutunun kokusunda hüküm süren Karaca, on yıl önce geride bıraktığını sandığı geçmişinin bir yabancının bedeninde can bulduğunu öğrendiğinde, şehir dar gelecektir.
Bir yanda masumiyetini tebeşir tozlarıyla koruyan Zerda, diğer yanda mavi gözlerindeki fırtınayla dünyayı yakmaya hazır Karaca...
Sahibi olmayan bir emanet, iki kadını hiç beklemedikleri bir savaşın ortasında karşı karşıya getirecek. Hangisi daha gerçek? Doğuran mı, yoksa kanını veren mi?
All Rights Reserved