Kusursuz Mahkum
Can dünyaya naifliğiyle gelmişti; hassasiyetleri, alerjileri, hastalıkları vardı ve en ufak tehlikeden, hatta bazen tehlike bile sayılmayacak şeylerden bile korunmalıydı. Seslerden, kokulardan, yabancılardan, karanlıktan, dokunuştan... ailesi onu hep sakladı, dış dünyadan tamamen bağımsız steril odasına hapsetti. Ama o kapı bir gün kırıldı ve bu bir kurtuluş değil, beterin beteriydi. Çünkü hayatına giren Eda, güzelliğiyle büyüleyen ama karanlığıyla boğan bir kadındı; Can'ı kurtarmadı, ona sahip oldu, kendi kurallarıyla yeniden hapsetti. Can onun için kusursuz bir elmastı, kimsenin dokunamadığı bir hazine... ama sevgi zorla olmazdı ve Eda onu sevdirmeye çalıştıkça Can'ı yok ediyor, her geçen gün biraz daha küçültüyordu. Ta ki Cihan gelene kadar... Bir kriz, bir hastane ve bir karşılaşma; Cihan bu karanlığa son vermek isteyen tek kişiydi ama bu hiç kolay olmayacaktı. Eda ve Cihan'ın Can için vereceği savaşta yer yerinden oynarken, aralarında kalan Can her geçen gün biraz daha hastalanacaktı. Savaşı kim kazanacaktı? İkisi de güçlüydü... ama Can'ı hangisi kazanacaktı? Can'ın içi Cihan'a kaysa da korkuyordu; çünkü Eda bildiği cehennemi yaşatıyordu ve o cehennemde yaşamayı öğrenmişti. Ya Cihan da aynıysa? Ya özgürlük dediği şey sadece başka bir esaretse? Can önce ailesine, sonra Eda'ya mahkûm kaldı... şimdi ise kaderinin değişip değişmeyeceğini bilmeden, kurtuluş sandığı şeyden bile korkarak iki ateş arasında sıkıştı. Peki Can bir gün gerçekten özgür olabilecek mi... yoksa kusursuz bir mahkûm olarak kalmaya mı yazgılı?