O ağanın oğlu. O töreden kaçan kız. Biri ateş, biri buz.
On beş yaşında dut ağacının altında bir bakış. Yıllar sonra asansörde bir tesadüf. Üç ay boyunca bir yalan. Ve bir gecede mahvolan her şey.
Töre, aile, namus, zorla nikah, kaçışlar, kavgalar, nefret... ve her şeye rağmen bitmeyen bir aşk.
Peki bu aşk, kaderin ördüğü o duvarı yıkabilecek mi?
Rüya, Doğulu köklere sahip, İstanbul'da büyümüş, babasının şirketinde danışman olarak çalışan bir kadındır. Dışarıdan modern, güçlü ve özgür görünse de aslında bodyguard'lar eşliğinde gezen, ağabeylerinin gölgesinde nefes alan, törenin demir parmaklıkları ardında büyümüş bir "prenses"tir.
Serhat ise aynı köklerden gelir, ama on sekizinde kaçmıştır. Londra'da okumuş, Avrupa ve Asya'yı gezmiş, kendi işini kurmuş, bağımsız bir dünya vatandaşıdır. Ailesi ona çocuk yaştan beri "Rüya ile evleneceksin" dese de o, bu kaderi reddeder. Ta ki bir asansörde bej bir elbiseyle karşısına dikilene kadar.
Adını bile bilmediği bu kadına âşık olur. Üç ay boyunca onu arar, bulur, kahveler içer, şehir dışına kaçar, gülüşüne, susuşuna, gözlerine hayran kalır. Ona evlenme teklif eder. O da "evet" der.
Peki ya gerçek ortaya çıktığında? Ya sevdiği kadın, aslında kaçtığı kaderse?
All Rights Reserved