Cennetten sürülmek bir melek için sonun başlangıcıydı ve bu kadim sürgünün tek bir mutlak kuralı vardı: Bir ölümlünün hayat ışığını söndürmek. Cassiel imkansızı başarmış, bir meleğin masumiyetini lekeleyerek kazara bir insanın sonu olmuştu.
Göklerde yankılanan ses bir hüküm gibi indi: 'Git Cassiel! Git ve döktüğün o masum kanın bedelini öde!'
Göklerin kapısı devasa bir gürültüyle kapandığında, Cassiel artık ait olduğu o sonsuz huzurda değildi. Hissettiği ilk şey, ruhunu donduran o keskin soğuk oldu. Bir melekken içinden geçip gittiği rüzgâr, şimdi çıplak tenini bir bıçak gibi kesiyordu. New York'un karanlık ara sokaklarından birine, gri bir sağanağın tam ortasına düştü.
Artık sırtında kanatlarının o görkemli ağırlığı değil, vicdanının ezici yükü vardı. Gökyüzü arkasından yas tutarcasına ağlıyordu sanki ama o, sadece ellerine bakabiliyordu. Sebep olduğu o ölümün izi, yağmurla temizlenemeyecek kadar derinde; görünmez bir leke gibi avuçlarına mühürlenmişti. Cassiel artık yeryüzünde nefes alan, her an kırılmaya mahkûm bir insandı.
All Rights Reserved