Yıllar önce, bir grup genç adam, ülkenin gidişatında ve adalet anlayışında derin bir çürüme olduğunu fark etmişti. Bu düzenin içinde ayakta kalmanın mümkün olmadığını, bir gün mutlaka hedef hâline geleceklerini erken anlamışlardı.
Bir çözüm arayışına girdiler. Ama sıradan bir çözüm değildi bu...
Kökü kan bağına değil, sadakate dayanan bir yapı kurmak istiyorlardı.
Amaçları büyüktü: Bir aile olmak. Adaleti kendi içlerinde sağlamak. Ve dışarıdan görünmeyen bir güç olarak ülkeyi yönlendirmek.
Farklı soyadları, farklı hayatları vardı. Ama zamanla aralarındaki bağ, kan bağından bile güçlü bir şeye dönüştü. Ve gerçekten de oldular: bir aile.
Her şey kusursuz görünüyordu. Düzenleri sessiz, etkileri derindi. Ta ki içlerinden biri, açgözlülüğün ve ihanetin gölgesine düşene kadar...
O tek kırılma, yıllarca inşa edilen bütün yapıyı sarsmaya yetti.
Güven yerini şüpheye, bağlılık yerini sessiz bir düşmanlığa bıraktı.
Yine de tamamen dağılmadılar. Çünkü bazı bağlar, kopsa bile yok olmazdı. Birbirlerini kollamaya devam ettiler; ama artık bu, eski bir alışkanlıktan ibaretti.
Zaman geçtikçe "aile" kelimesi anlamını yitirdi. Sanki hiç var olmamış gibi silindi. Dar zamanlarda birbirlerine destek olmak yerine köstek oldular. Hatta bu düşmanlığı kendi çocuklarına bile miras bıraktılar.
Yeni nesil, geçmişin kırıklarıyla büyüdü.
Yine de kolay yıkılmadılar. Çünkü bazı yapılar sevgiyle değil, alışkanlıkla ayakta kalırdı. Ama aralarındaki gerçek bağ çoktan çürümeye başlamıştı...
Kurucular beş farklı aileden çıkmıştı. Zamanla bu sayı üçe düştü.
Nedenleri dışarıya kapalı bir sırdı. Ama içeride herkes, bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Todos los derechos reservados