KARADENİZ
~~~
"Nişanlısın," diye mırıldandım. Telefon elimden kayıp kayalara çarptığında önüme bakıyordum. "Sen nişanlısın."
"Evet," dedi acımasızca. Evet dedi. Içimdeki umut inkar etti. Yalan söylüyor dedi. Senin unutman için yalan söylüyor. Ama zihnim onu destekledi. Yalan söylemiyordu. Elindeki nişan yüzüğünü gördüğümde kafamı iki yana salladım.
"Demin de söyledin, Nefret ve Aşk unutulamaz. Bunu unutamam!"
"Benden nefret etmene alışığım, Tavşancık," sesinde bir şeyler eksikti. Artık konuşan adam değil de sadece robot gibiydi. "Seni sevdiğimi bil, bu bir zorunluluktu ve şu an bunu yapıyor olmam da bir zorunluluk."
Gözlerimi kıstım ve artık onu anlamadığımı fark ettim. Onu anlamak için çabalamıyordum çünkü. Bir başkasıyla nişanlanmasının bir açıklaması olamazdı. Hemde başkasını severken.
Bana doğru uzandığında geri çekildim ama bunu umursamadan omuzumu kavradı. Yüzümü izledi, burnumu, gözlerimi, çillerimi hatta ve hatta kirpiklerimi bile detaylıca izledi. Daha sonra kafasını uzaklara dalmak ister gibi diğer tarafa çevirdi.
"Seni düğünüme davet etmek istiyorum," dedi bir anda. Donakaldım.
~~~
Bu hikaye küllerinde doğan bir çiftin değil, kül olarak kalan bir çiftin hikayesidir.
Aşk zaten küllerinden mi doğmuştu? Yoksa aşk zanettikleri şey sadece yangın mıydı?
~~~~~
Kapak tasarımı bana aittir, istek için Pinterest: Reonelia
All Rights Reserved