"Karanlığın içinde bir çiçek açarsa, güneş mi ona boyun eğer, yoksa gece mi onu yutar?"
Şehrin gürültüsünden arınmış, sarmaşıkların ve eski taş duvarların ardına gizlenmiş o evde zaman durmuştu. Bir tarafta; ömrünü buzdan bir kalenin içinde, kimseyi kendine dokundurtmadan, ruhundaki yaraları dövmelerinin altına gizleyerek geçiren Alp. Sert, aşılmaz ve sessiz...
Diğer tarafta; hayatın tüm renklerini avuçlarında taşıyan, her şeye rağmen gülümsemekten vazgeçmeyen, bahar kokulu Efsun.
Aralarındaki on iki yıllık uçurum, sadece yaş farkı değildi; iki farklı dünyanın, iki farklı acının çarpışmasıydı. Alp, hayatına kimseyi almamıştı. Efsun ise kalbinin anahtarını henüz kimseye teslim etmemişti.
Efsun o demir kapıdan içeri adım attığında, Alp'in buzdan krallığı çatırdamaya başladı. Çünkü Efsun, Alp'in içindeki o kimsenin bilmediği merhameti gören tek kişiydi.
Tek bir adam, tek bir kadın ve yıllarca sürecekmiş gibi hissettiren o tek aşk... >
"Bana öyle bakma," dedi Alp, sesi bir uçurum kadar derindi. "Benim toprağımda çiçek yetişmez."
Efsun gülümsedi, gözlerindeki mavilikle adamın karanlığına dokundu. "Senin toprağın benim, Alp. Ve ben çoktan yeşerdim."
All Rights Reserved