"Zaaflar, insanın en sevdiği yıkımdır... Ta ki yıkılan, o olana kadar."
Ruhun yılanı salındığında ortaya çıkan güç, güç değildir... Katıksız bir yıkımdır.
Sınırın ötesinde, kayalıkların ve zifiri ayazın ortasındaki o derme çatma kışla odası, barut ve soğuk demir kokuyordu. Masanın üzerinde yanan tek bir gaz lambasının titrek ışığı, haritaların ve askeri mühimmatların üzerine gölgeler düşürüyordu.
Yüzbaşı Pamir, nasırlı parmaklarının arasında tuttuğu o küçük, köşeleri hafifçe yıpranmış vesikalık fotoğrafa bakıyordu.
Fotoğraftaki kızıl saçlı, çilli yüz; karanlığın, kanın ve intikamın ortasında hapsedilmiş bir kor parçası gibi parlıyordu. Alçin... Yıllar önce hayatını karartacağım o kirli düzenin, emniyet koridorlarında hak yiyen o adamın en masum, üzerine titrediği biricik kızı.
Pamir'in şakaklarındaki yara izi, zihninden geçen o karanlık planların gerilimiyle hafifçe seğirdi. O henüz İstanbul'a inmemişti. Henüz kütüphanedeki o loş rafların arasına sızmamış, o kızıl saçlara dokunmamış, o duru zihni kendi cehennemine çekmemişti.
Her şey bu küçük fotoğrafla, bu masadaki o zifiri planla başlıyordu.
"Seni bulacağım küçük kırlangıç," diye fısıldadı Pamir, fırtınanın camları dövdüğü o kışla odasında.
"Babanın hesabını senin o lekesiz ruhunla kapatacağım. Sen benim en güzel günahım, en kaçınılmaz yıkımım olacaksın."
All Rights Reserved