Akın, dalgınlıkla bahçe kapısından geçip evine doğru yürürken erik ağacına tünemiş bir karaltı fark etti. Akşamın is gibi çöreklendiği gökyüzü kızılımsı hoş bir alacaya dönüştüğünden, ağacın dallarında sinsi sinsi gezenin kim olduğunu bir türlü net göremedi. Çelimsiz bedenin ebatına bakıp içinden, "Hırsız falan olmasın sakın?" Dedi. Daha erikler buğday tanesi kadar bile büyümemişken kim, ne diye erik ağacına musallat olurdu ki? Kesinlikle ya bir hırsız ya da şanlı mesleğinin kazandırdığı uğursuz bir düşmandı. Uzaktan seçemediği için mesleğinin getirisi olan hayalet adımlarla ağacın altına yürüdü. Yüksek ve kalın sesiyle, "Lan! S..." Diyecekken kollarına, hatta kucağına aniden bir şey düştü. "Sen kimsin?" Bile diyememişti. Polis Amiri Akın Avcı, gökten herkese üç elma düşecek olsa kendi payına düşenin bir kız olacağını hiç tahmin etmezdi. Ta ki dakikalar öncesinde, olaylı geçen gündüzünden dolayı "Daha da bir şey olmaz," dediği akşamına kadar... Kucağına düşen bir meyve değildi. Zannettiği gibi hırsız, uğursuz ya da düşman da değildi. Bir kızdı! Üstelik ortak bahçeyi paylaştıkları hemen yan evde ikamet eden, babasının göz bebeği komşu kızıydı! Tam o esnada bahçe kapısından içeri giren babalar, dış ışıkların aydınlattığı bahçede alt alta üst üste gördükleri evlatlarıyla şoke oldular. Aile büyüklerinin ve hemen arkalarında bekleşen mahalledeki dedikoducu kadınların tanık olduğu çok absürt bir andı. Kadınlar kazanlarını iki genç için boş laflarla kaynatırlarken sizce onlara ne olacaktı? Evden çıkma yasağı mı, yoksa nikah mı?
More details