"Bazı yangınlar küle çevirir, bazıları ise yeniden doğurur."
Gökçen için hayat, Balat'ın rutubetli bodrum katlarından ibaretti. Kimsesizdi, görünmezdi ve tek amacı hayatta kalmaktı. Ta ki o geceye kadar... Haçıoğlu Grand Otel'in 44. katında, İstanbul'un tüm karanlığını gözlerinde taşıyan Ateş Haçıoğlu ile yolları kesiştiğinde, Gökçen bir yangının tam ortasına düştüğünü bilmiyordu.
Ateş için o gece "talihsiz bir sarhoşluk hatası"ndan ibaretti. Sabah olduğunda, masaya bırakılan bir tomar para ve buz gibi bir kovulmayla Gökçen'i küle çevirdi. Ama Ateş'in bilmediği bir şey vardı: Gökçen o parayı elinin tersiyle itmiş ve o yangından geriye tek bir canlı hatıra ile çıkmıştı.
Şimdi bir yanda devasa cam kulelerin sahibi, kibriyle şehri yakan bir dev; diğer yanda ise Balat'ın un kokulu sokaklarında, karnındaki sırla hayata tutunmaya çalışan narin bir "Kül Çiçeği".
Gökçen o gün kovulduğu holdingin kapısına dayandığında, Ateş tarafından bir "dilenci" gibi aşağılanıp sokağa atıldı. Ama kaderin onlar için daha büyük bir planı vardı. O gecenin mirası olan o bebek, sadece Gökçen'in hayatını değil, Ateş Haçıoğlu'nun taşlaşmış kalbindeki tüm surları da yıkmaya geliyordu.
Ateş'in yaktığı yerde, hayat yeniden filizlendi. Peki, o küllerden doğan aşk mı olacaktı yoksa intikam mı?
All Rights Reserved