İnsanın kaderini ailesi mi belirler yoksa kader mi aileyi belirler? Belki de hayatımın her günü, her saniyesinde düşündüğüm bir soru. Cevabını alabilmek için yirmi sekiz yılımı feda ettiğim bir soru...
Canımın yakıldığı, kafamın içinde dönüp duran seslerin üretildiği, robotlar beter hale geldigim o yirmi sekiz sene...
Benim hayatım ailem yüzünden mi böyleymiş?
Bu nasıl büyük bir kötülüktür diye bir soru gelmiyor aklıma. Annem, zaten aynıydı. Babam,
Devamını getiremediğim bir virgülün, sol tarafında duruyor onun ismi. Dedem...
Belki de bu hikayede suçu olmayan tek kişi oydu. Evet, oydu. Ben, annem, hiç görmediğim ve beni terk eden babam, anneannem, akrabalarım.
Hepimiz suçluyduk.
Ben kabul ediyordum, onlar etmiyordu. Zaten suçlunun suçunu kabul ettiği nerede görülmüştü? Ancak elinde duran kanıtlarda ya da artık dışarıdan sıkılıp cezasını çekmeyi eğlenceli bulanlarda.
Ben, her şeye razıydım. Yeter ki artık benim yüzümden birilerine zarar gelmesin, tırnağına zeval gelse kalbimin duracağı kocam, şimdi önümde elini kalbine koymuş tutuk bir şekilde nefes almaya çalışıyordu.
Öğrendiğimiz gerçek, onu daha çok yakmış gibiydi. Yıkıma henüz gecmemistik, biz zaten enkazdaydik. Enkazdık.
Daha az once yüzüne duygusuzca baktigi annemin suratına şimdi, büyük bir hayal kırıklığı ile bakıyordu. Dolan gözlerini gördüğümde tutulduğum yerden kaçmayı denedim, olmadı.
Kollarındaki zincirler, beni kocama ulastiramiyordu. Ölmüş gibiydim, mezarımda, tabutumun içindeydim sanki.
Birkan'a ulaşmak, ilk defa bu kadar zordu.
Sanki onun halinin canımı yaktığını biliyor gibi, aniden burnunu çekerek gözlerindeki yaşları sildi.
Onların hepsini goz hapsine alarak, işaret parmağını havaya kaldırdı.
"Sırf yaşarken ölün diye, karıma ne yaptıysanız bin mislini yapacağım size."
"Koskoca dünyaya karıncayı bile sığdırıp, sa
All Rights Reserved