"Güneş elfleri bir zamanlar tanrıların yürüyen sureti sayılırdı. Onlara bakmak ibadet, isimlerini anmak dua kabul edilirdi.
Sonra hepsi yok oldu.
Ya da insanlar öyle sandı."
Hasta ve giderek aklını kaybeden genç ressam, yıllardır aynı yüzü çiziyor:
Altın saçlı, gözlerinde güneş taşıyan bir elf.
Onu ilk ne zaman gördüğünü hatırlamıyor. Bir rüyada mı, çocukken güneşe fazla baktığı o günde mi, yoksa ölümle ilk kez burun buruna geldiğinde mi... bilmiyor.
Ama bildiği bir şey var:
O yüz gerçek gibi hissettiriyor.
Çizimler çoğaldıkça ressamın bedeni çürümeye, zihni gerçekle düşü ayırt edememeye başlıyor.
Her tablo onu aynı isme götürüyor; insanların "Güneş Tanrısı" dediği, yüzyıllardır kutsal kabul edilen kayıp bir elfe.
Fakat söylencelerin aksine o bir tanrı değil.
Tapınaklardan, dualardan ve kendi halkından geriye kalan tek şeyin ağırlığını taşıyan yalnız bir ölümlü.
Ve ressam onu her çizdiğinde, aralarındaki bağ biraz daha gerçek oluyor.
Çünkü bazı yüzler hatırlanmaz.
Bazıları insanı çağırır...
All Rights Reserved