Soğuk, tozlu zemine çökmüş acıyla kıvranan bir kız. Etrafından geçen onca insan, kimi acıyarak bakıyor, kimi fark etmeden arkadaşına hararetli bir şeyler anlatıyor, kimi gülerek geçiyor yanından. Umurunda değil. Puslu, gri havayla karışmış duyguları her şeye daha baskın geliyor; Acı, hüzün, öfke... Kimsenin duymadığı ama genç kızın kulaklarını sağır eden yardım çığlıkları... Bir el dokunuyor omzuna, nazikçe. Görmesini bulanıklaştıran gözyaşlarını siliyor yavaşça kız, sert bir rüzgar çarpıyor suratına. Kafasını kaldırıp omzundaki elin sahibine bakıyor. Gülümsüyor kız. " Geleceğini biliyordum." İç çekip gülümsemeye devam ediyor. "Yardım çığlıklarımı duyacağını biliyordum." diyor gözlerini kapamadan önce. "Biliyordum."
"Ece..." dedi sesi ilk defa bu kadar kısık ve boğuk çıkarken. Testi bana doğru salladı. "Bu ne demek? Hamile misin?"
Cevap veremedim, sadece daha şiddetli ağlamaya başladım.
Baran bir anda patladı, testi lavabonun kenarına fırlattı. "Cevap versene! Kimden bu? Amına koyayım nasıl olur lan bu? Kimden bu çocuk?!"
Bana doğru bir adım attığında geri kaçtım. O anki şaşkınlığı, o kadar büyüktü ki dudaklarından dökülen her kelime kalbime bir bıçak gibi saplanıyordu. "Çocuk benden mi?" diye kükredi. Sesindeki o inkar beni mahvetti. "O gece... o geceden mi?"
Hıçkırıklarımın arasından yüzüne baktım. Bana her zaman tepeden bakan, beni küçümseyen o adam şimdi yıkılmış gibiydi. Ama canımı yakmasına izin vermeyecektim.
"Yok Baran!" diye bağırdım, sesim koridorda yankılandı. "Benden! Sadece benden! Sen bir şey yapmadın zaten, değil mi? Senin için o gece bir hataydı, bir çöptü! Şimdi gelip hesap soramazsın!"