"Altı kardeş. Tek bir yürek. Ve asla bırakılmaması gereken bir el..."
Barış, Gökhan, Yiğit ve Kutay... Onlar, anne ve babalarının vefatından sonra birbirlerine tutunarak hayatta kalmış, en büyük yeminleri küçük kardeşlerini korumak olan dört abi. Hayatlarını 15 yaşındaki Umut ve 10 yaşındaki Doğan'ın üzerine titreyerek, onları sokağın tekinsiz gölgesinden uzak tutmaya çalışarak geçirmişlerdi. Ta ki o kasım akşamına kadar...
Sıradan bir okul çıkışı, siyah bir minibüsün kapısı ardına kadar açıldı ve iki küçük kardeş, arkalarında çamurlu kaldırıma düşen bir çocukluk resmi bırakarak karanlığın içine çekildi. Büyük abilerin geçmişte gömdüklerini sandıkları o tehlikeli hesaplaşma, en zayıf, en masum noktalarından vurmak için geri dönmüştü.
Şimdi zifiri karanlık bir deponun soğuk zemininde, elleri bağlı iki çocuk zamana karşı direniyor. Umut, 15 yaşındaki bir çocuğun taşıyabileceği en ağır yükü omuzlarında hissediyor: Kardeşi Doğan'ın ağlayarak titreyen elini sımsıkı tutmak ve ona fısıldamak: "Ben yanındayım Doğan, elimi sakın bırakma."
Dışarıda ise sarsılmaz bağları parçalanan dört abi, kardeşlerini geri almak için şehri ve o geçmişi ateşe vermeye hazır. Çünkü onlar için kardeşlik, sadece aynı kanı taşımak değil; ne pahasına olursa olsun o eli bırakmamaktır.
Karanlık çöktüğünde, sizi koruyan abileriniz mi olacak, yoksa içinizdeki o kopmaz bağ mı?
Seluruh Hak Cipta Dilindungi Undang-Undang