"Beni öldürebilirsin, bıçağını bana da saplayabilirsin ama beni asla kendine aşık edemezsin!"
Aras, sargılı olan sağ elini yavaşça kalbinin üzerine götürdü. Yüzünde, karanlığın içinden bile seçilebilen o takıntılı, pes etmeyen gülümseme vardı. Dudaklarını yavaşça oynattı. Sesi yoktu ama rüzgar onun o sessiz, tehlikeli kelimelerini odama kadar taşıdı:
"Kendimi senin için parça pinçik ettim ufaklık... Şimdi söyle bana, bu kanlı aşkın karşısında daha ne kadar dayanabileceksin?"
Ela, kendi küçük dünyasında KPSS'ye hazırlanıp hastanede kuracağı sakin geleceğin hayallerini kuran sıradan bir genç kızdı. Ta ki o gece yarısı, mahallenin karanlık ara sokağında işlenen o korkunç cinayete balkondan şahit olana kadar. Artık hayatı, elindeki gümüş sustalı bıçakla karşısında dikilen o tekinsiz adamın insafına kalmıştı:
Aras.
Aras; sarsılmaz, güçlü, tüm mahalleyi parmağında oynatan ama ruhu karanlığa teslim olmuş bir adamdı. Ela'nın bu sırra ortak olmasıyla birlikte, aralarındaki sessiz savaş başladı. Aras, genç kızın pencerelerini kapatmasını yasaklayarak onu her an izleyen bir ablukaya dönüştü. Ela, arkadaşının katili olarak gördüğü bu adamdan tüm ruhuyla nefret ederken; Aras, ona olan marazi aşkı yüzünden kendi ellerini duvarda parçalayacak kadar ona tapıyordu.
Bir yanda kilitli çalışma odasının ardındaki sırlar, diğer yanda ise ilk kez kabuslarından ağlayarak uyanıp "Beni bu karanlıkta yalnız bırakma" diye yalvaran bir katilin çaresizliği...
Nefretin sınırlarında dolaşan Ela, bu hastalıklı çekime ne kadar direnebilecekti? Kuralların mahallenin ara sokaklarında yazıldığı bu hikayede, duvarlar yıkılıp sargılar söküldüğünde geriye tek bir şey kalacaktı: Her şeyi yakıp kül eden, kaçınılmaz bir aşk.
All Rights Reserved