Hız bir bağımlılıktır. Ancak kontrolü kaybetmek, en ölümcül olanıdır.
Yirmi dört yaşındaki Alaz Soykan için hayat, asfalta kazınmış kusursuz çizgilerden ve kırılması gereken rekorlardan ibaretti. Genç omuzlarına yüklenen o devasa beklentiyi, etrafına ördüğü buzdan duvarlarla savuşturuyor; hataya, zayıflığa ve en önemlisi duygulara asla yer bırakmıyordu. O, gridin yenilmez makinesi, kimsenin yanına yaklaşamadığı "Buz Prens"ti.
Ta ki kendi takımının garajına saatte 300 kilometre hızla çarpan o felakete kadar.
Gece Karaca, yirmi üç yaşında bir kaos fırtınasıydı. Kuralları hiçe sayan, tamamen içgüdüleriyle yarışan ve Alaz'ın o kuralcı, steril dünyasını yerle bir etmeye yeminli bir ateş topu. Alaz'ın hesaplayabildiği hiçbir veriye uymuyor, onun sinir uçlarıyla oynamaktan çekinmiyordu.
Aynı garajda, aynı takım tulumunun içinde birbirlerine tahammül edemeyen iki zıt kutup. Başlangıçta sadece saf bir nefret ve pistte acımasız bir rekabet vardı. Ancak maskelerin düştüğü, motor seslerinin sustuğu o karanlık anlarda; nefretle tutku arasındaki çizginin bir virajın dönüş noktası apex kadar keskin olduğunu fark edeceklerdi.
Bazen en büyük kaza bariyerlere çarpmak değil, birinin gözlerinin içine bakarken fren yapmayı unutmaktır.
"Benim çizgimde yarışıyorsun," diye fısıldadı. Sesi, garajın sessizliğinde yankılanacak kadar soğuk ve keskindi. Aramızdaki o bir adımlık mesafeyi kapatırken nefes almayı unuttuğumu hissettim.
"O zaman yoldan çekil," dedim, çenemi dikleştirerek. Gözlerimi onun dipsiz karanlığından bir saniye bile ayırmadım. "Çünkü yavaşlamaya hiç niyetim yok."
All Rights Reserved