HELENA; Bizans saraylarında yetişmiş, şifasını silah gibi kullanan, zekası zehirden daha keskin bir Rum şifacı. Çocukluğundan beri "barbar" diye anlatılan bir halkın eline esir düşmüş, lakin esaretin bile zincirleyemediği gururlu bir kadın.
ALPARSLAN BEY; Osmanlı'nın Soyu Selcukluya ulaşan cengaver uç beyi, cenk meydanlarının korkusuz aslanı. Adaleti tavizsiz, töresi kılıçtan keskin.
FETH-İ AŞK: ESALETİN VE İNTİKAMIN SAVAŞI
1453 yılında Konstantiniyye surları yıkılıp şehir düştüğünde, Cihan Hükümdarı Fatih Sultan Mehmed Han'ın adaleti tüm mülke yayıldı; esirlerin malı, canı ve namusu mutlak bir koruma altına alındı.
İşte o Bizans esirlerinden biri de zekası hançer gibi keskin olan Helena'ydı.
Helena, o yozlaşmış Bizans saraylarında ve savaşın o vahşi keşmekeşinde kendini koruyabilmek için en büyük silahını kuşanmıştı: Çirkinlik ve delilik hırkasını.
Üzerine geçirdiği hırpani, çirkin elbiselerle, anormal hal ve hareketleriyle kendini bir zırh gibi gizledi.
Bizans döneminde ona biçilen "Meczup Şifacı" lakabı, fetihten sonra da devam etti; herkes onu meczup bilsede , aklının sadece şifaya çalıştığını iyi bilirdi .
Lakin Osmanlı adaleti, onun o şifalı ellerindeki hüneri zayi etmedi.
Fatih Sultan Mehmed Han nizamında, Helena'nın elinden işi alınmadı; hem Bizans tebaasına hem de İslam askerlerine hekimlik etmesi için şifahanede vazifelendirildi.
Fethin ardından her bir bölge, sultanın güvendiği bir uç beyinin adaleti ve kılıcıyla koruma altına alınmıştı.
Helena'nın bulunduğu çetin bölge ise Soyu Selcukluya ulaşan sınır boylarının kurt gibi mağrur, tavizsiz ve sarsılmaz komutanı Alparslan Bey'in idaresindeydi.
Helena; içinde kendi halkının dinmeyen kinini güden, dizleri asla boyun eğmek için bükülmeyen, mağrur bir kadındı.
Alparslan Bey ise o çelikten iradesiyle her an tetikte bir lider..
All Rights Reserved