Yarım Kalan Portre:

Yarım Kalan Portre:

  • WpView
    Reads 3
  • WpVote
    Votes 0
  • WpPart
    Parts 1
WpMetadataReadOngoing
WpMetadataNoticeLast published Mon, Jun 1, 2026
WpInfo
Fiction
Culture and Identity
Indigenous
European
Romance
Zaman, akıp giden bir nehirden ziyade, ardımızda bıraktığımızı sandığımız ama her köşe başında yeniden karşımıza çıkan bir gölgedir. Bazı hikayeler vardır ki, yaşandığı dönemin kokusunu, sokakların sesini ve kalplerin sessiz çığlığını içinde taşır. Bu kitap, işte o sessiz çığlıkların hikayesidir. 1974 yılının İstanbul'unda, hayatın henüz bu kadar hızlı akmadığı, kelimelerin ve bakışların çok daha ağır yükler taşıdığı bir dönemde başlıyor her şey. Emin ve Zeynep... Birbirlerinin gökyüzü olurken, aynı zamanda en büyük çıkmaz sokaklarına dönüşen iki ruh. Onların hikayesi, sadece yarım kalmış bir aşkın değil; söylenmemiş sözlerin, kaderin oyunlarının ve geçmişin karanlık dehlizlerinde saklanan sırların hikayesidir. İnsan en çok neyden kaçar? Kendinden mi, yoksa kaderinden mi? Emin ve Zeynep ile birlikte 1970'lerin o vakur, siyah-beyaz ve bir o kadar da fırtınalı atmosferine doğru bir yolculuğa çıkarken, kendinizi kaçırılmış fırsatların ve saklanan gerçeklerin tam ortasında bulacaksınız. Çünkü bazen en büyük sırlar, en derin aşklarda gizlidir. Sayfaları çevirirken sokak lambalarının altında yankılanan ayak seslerini duymanız ve o hiç geçmeyen "acaba" sorusunun sızısını hissetmeniz dileğiyle...
All Rights Reserved
#166
aşkacısı
WpChevronRight
Join the largest storytelling communityGet personalized story recommendations, save your favourites to your library, and comment and vote to grow your community.
Illustration

You may also like

  • Laura Gercek ailem (Karanlik aşk)
  • ULAŞAMIYORUM/TEXTİNG
  • Vatan Uğruna
  • Halısaha |texting
  • Sessiz Yemin
  • Karven
  • AŞİRET Mİ!? -Gerçek Ailem-

Laura Gercak ailem (Karanlik aşk) kitabında hem Gerçek ailem konulu sonlara dogru ise mafya kocamiz da gelecek buna göre okuyun. Kesit. Hiç durmadan koşuyordum. Ciğerlerim yırtılırcasına yanıyor, göğüs kafesime iğneler batıyordu. Ağaçların silueti, tepemdeki ay ışığı altında bir hayalet ordusu gibi uzayıp gidiyordu. Ara ara omuzumun üzerinden arkama bakıyor, peşimden gelip gelmediğini kontrol ediyordum. Bu sefer... bu sefer beni gerçekten öldürürlerdi. ​Kimden kaçtığımı merak ediyorsanız, babadan kaçıyordum. ​Ben Laura Yel, 16 yaşındayım. "Baba" dediğim kişi, Mithat Yel. Maalesef ona gönül rahatlığıyla babam diyemiyorum, çünkü o bana hiç öyle davranmadı. O, beni suskunluğa mahkûm etti. ​Keşke her şey sadece suskunlukla bitseydi. Bin bir türlü işkence, rutubetli karanlık odalar ve... en önemlisi sol bileğimin hemen yukarısındaki büyük yara. O yara, içimdeki küçük ışığı tamamen söndüren, acı bir hatıraydı. Onu, daha on yaşımdayken duvara bir güneş resmi çizdiğim için yapmıştı. Masum bir çizim için beni sandalyeye bağlayıp, o yarayı bileğime kazımıştı. Yarağın nasıl bir şey olduğunu, neyi temsil ettiğini daha sonra detaylı bir şekilde anlatırım. ​O yaradan sonra ne olursa olsun tek kelime etmedim. İşkencelerinde çığlık atmadım, yalvarmadım. Daha küçük yaşta büyümek, sessiz ve dayanıklı olmak zorunda kaldım.

More details
WpActionLinkContent Guidelines