"Dokunması bile yasakken, en çok ona çarptı kalbim."
Kalbime Yasaksın...
Kuşadası'na geldiğinde tek isteği sakin bir hayat yaşamaktı. Yeni bir başlangıç, biraz uzaklaşma, biraz da unutma...
Ama bazı şehirler insanı iyileştirmez. Sadece sakladığını açığa çıkarır.
Lavin Arel, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama içinde sürekli bir alarm sesi taşıyan bir kızdır. Hastane randevuları, açıklanamayan çarpıntılar ve nedenini bilmediği bayılmalar... Sanki bedeninin bile ona anlatmadığı bir şeyler vardır.
Ve sonra Aras Kayra ortaya çıkar.
İki isim gibi yaşayan bir adam:
Aras - sessiz, kontrollü, neredeyse hesaplı bir gölge.
Kayra - daha karanlık, daha tehlikeli, kimsenin yaklaşmak istemediği taraf.
O, insanların görmezden gelmeyi seçtiği şeylerin tam ortasında durur. Fazla bilir. Az konuşur. Ve asla gerçekten açıklamaz.
Lavin için Aras bir tesadüf değildir. Bir karşılaşma da değildir. Daha çok... hayatının içine yavaşça sızan bir şeydir. Nereden başladığı belli olmayan, ama nerede biteceği korkutucu derecede açık olan bir şey.
Bir de Bora vardır.
Sessiz kalmayan ama çok geç konuşan taraf.
Aras'ın sınır çizdiği yerde duran tek istisna.
Ve Lavin'in anlam veremediği bir başka tehlike.
Kuşadası'nın güneşi parlaktır ama bu hikâyede ışık hiçbir şeyi aydınlatmaz. Aksine, bazı şeyleri daha görünmez yapar.
Güven, burada bir his değil; bir risk.
Yaklaşmak bir seçim değil; bir bedeldir.
Ve Lavin Arel, farkında olmadan bir oyun masasına oturmuştur...
ama bu masada kimin oyuncu, kimin hedef olduğu hiçbir zaman açık değildir.
Bazı hikâyeler aşkla başlamaz.
Bazıları, kimin yalan söylediğini anlamaya çalışmakla başlar.
All Rights Reserved