Sinirli gözlerini üzerimde gezdirirken bakışları altında ezildiğimi hissettim. Karşı çıkmaya çalışıyordum ama ondan korkuyordum."Bir daha," Yavaş yavaş üzerime yürümeye başlarken arkaya doğru adımlar atmaya başladım. "Bir daha olursa yine aynısını yaparım, acımam," Kaşlarımı yavaşça çattım ve içime kaçan sesimi bir yerlerde bulmaya çalıştım.
"Sen," titrek bir nefes aldım. "Sen nasıl bir canisin!" Korkudan ve öfkeden nefes alışlarım hızlanmıştı, sırf adamla el sıkıştım diye onun elini kesmişti!
"Benim olana kimse dokunamaz, bu kadar basit!" Omuzlarımdan tuttuğu gibi beni sertçe duvara çarparken kafam duvara çarpmasın diye başımın arkasını tutmuştu. Aynı sertlikle dudaklarını dudaklarıma bastırırken burada da acımasız davranıyordu.
Öyle sert öpüyordu ki yarın dudaklarımın şişeceğinden emindim. Dudaklarım sızlamaya başlayınca acı dolu mırıltılar çıkartıp, ellerimi göğüsüne koydum ve onu ittirmeye çalıştım.
Bir kaç saniye sonra dudaklarını yavaşça çekti ve derin nefeslerimiz birbirine karıştı. "Ya bu anı yaşamama izin verip karşılık verirsin ya da," yüzüme yaklaştı ve aklına gelen fikirle sırıttı, sinirli halinden eser yoktu. "İki saat boyunca karanlığa esir olursun," kaşlarımın çatılmasıyla korku tohumları içime ekilmeye başlamıştı bile. Aldığım derin nefesler diken gibi batıyor bu fikri düşünmek bile acı veriyordu.
Onun bu teklifini kabul etmek istemiyordum ama beni vurduğu şey en büyük korkumdu. Bu an bir kaç dakika yaşanabilirdi ama karanlık ise iki saatti. Bu bir kaç dakika benim için kötü ve zorlu olacaktı, ama iki saatten iyiydi. İstemeye istemeye o yanıtı verdim.
"T-tamam," nefesimi hızlıca verdim ve ona karşı gelen ellerimi göğüsünden çektim. Karanlığa kapatılmak istemiyordum. "İyi seçim, ma raison de vivre." Fransızca olduğunu tahmin ettiğim kelimeleri anlayamamıştım.
All Rights Reserved