Derya severek evlenmemişti ancak yine de eşine saygı duyardı. Ta ki öldürülen eşinin bir tefeciye çok yüklü bir miktar borçla birlikte, birde can borcu olduğunu öğrenene kadar. Derya üç şeyden emindi;eşi ölmüştü ve tüm borçlar ona kalmıştı, bu adamlar laftan anlamaz, kindar insanlardı vepeşini bırakacak gibi değillerdi ve ondan yalnızca parayı değil başta karnındaki çocuğu da istiyorlardı.. Sonra erkek olduğu öğrenilince artık mevzu para olmaktan çıkıp kan davasına döndü.. Artık ikisininde ölüsünü istiyorlardı.
Kaçması çözüm olmadı ama yıllarca kaçtı, saklanmak yeterli değildi ama tıpkı bir lağım faresi gibi saklandı. İlk zamanlar duyduğu bir şehir efsanesi ona cılız da olsa bir umut vermişti..Bir madalyon! Zamanda yolculuk yaptıran bir madalyon! O kadar umutsuzdu ki inancına sızıverdi mantığını alt ederek.Araştırdı, peşine düştü bu cılız umut ışığının..Belki doğrudur ümidi ile kendisini kimya, fizik, tıp alanında geliştirmeye çalıştı..Botanik ve tıbbi aromatik bitkiler hakkında neredeyse okumadığı kitap kalmamıştı. Olurya o cılız ışık meyve verirse o dönemde hayatta klamakta zor olacaktı. Kendisine şifacı diyebilirdi ki bu onu az sayıda şifacılardan biri yapar hayatını bir nebze olsun sağlama alabilirdi. Bu dünyada onlardan kaçış yoktu, peki başka bir zamanda çocuğu için gerçekten sıfırdan varolabilir miydi?
All Rights Reserved