"Neyse.. bana borçlu değilsin ama koru kendini. Bir daha da benim meseleme burnunu sokma. O şerefsize haddini bildireceğim yerde beni durdurdun."
Tam arkasını dönmüş gidiyordu ki ben de yüksek sesle söylendim.
"Bildirecek olsan beni mi dinlerdin cidden?"
Durdu. Kollarımı önümde bağladım ve arkasından ona bakmaya devam ettim. Yavaşça bana doğru döndü ve kaşlarını çattı.
"Ne demek bu? Ben bir korkağım ve senin durdurmanı fırsat olarak bilip onu dövmedim çünkü zaten dövemezdim gibi bir şeyi mi ima ediyorsun?"
Durdum. Aslında ne demeye getirdiğimi ben de tam olarak anlamamıştım ağzımdan kaçıvermişti o an. Onun böyle biri olduğunu asla düşünmüyordum. Hemen surat ifadem değişti ve korunma modunu açtım.
"Hayır hayır hayır ben öyle demek istemedim-"
"Öyle mi ne demek istedin o zaman?!"
"Şey, düşünmeden söylediğim bir şeydi boşversene- ah! Napıyosun Tan??!"
Tan tam gidecekken kolumdan sımsıkı tutup çekmişti. Bu çocuğun bir ortası yoktu cidden ve kırmızı tarafa her zaman daha yakındı.
"Bence ne dediğine de düşündüğüne de dikkat et. Ha bide.. bu şerefsiz seni zaten üzdü de.. eğer bir salaklık yapıp barışmaya kalkarsan.. daha fazla üzüleceksin. İyi günler."
Tutti i diritti riservati