Beni o fener kulesine götüren yolu kendi ellerinizle inşa ettiniz. Her biriniz bir köşede sustunuz, her biriniz paçanızı kurtarmak için beni o canavarların önüne bir başınıza fırlattınız.
Şimdi arkanıza yaslanın ve kendi günahlarınızı dinleyin. Çünkü bu kutuda hepinizin adı var."
İrem, zifiri karanlık bir gecede, hırçın dalgaların dövdüğü o fener kulesinden atlayarak hayatına son verdi. Arkasında ne bir mektup bıraktı ne de bir intihar notu... Sadece eski, kahverengi bir paket ve içinde numaralandırılmış kasetler.
Kasetlerin tek bir acımasız kuralı vardı: Her katil kendi günahını sonuna kadar dinleyecek ve kutuyu bir sonrakine devredecek.
Kıskançlığıyla ilk darbeyi vuranlar, "el alem ne der" diye sırtını dönenler, kendi geleceğini kurtarmak için mahremiyeti altın tepside sunan dostlar ve şefkatli bir maskenin arkasına sığınan akbabalar... Koridorlarında yürüdüğünüz o sessiz kampüs, aslında İrem'i diri diri gömen suç ortaklarıyla dolu.
Şimdi o eski kasetçarda manyetik şeritler yeniden dönüyor. İrem'in buz gibi sesi, karanlık odaların duvarlarında yankılanıyor ve her "Play" tuşu yeni bir infaz emrine dönüşüyor. Kaçış yok, inkâr yok, sığınacak hiçbir duvar kalmadı.
Zincir başladı.
Son Bant dönüyor.
Ve bu, katillerine bir çağrı.
All Rights Reserved