Benim tek dileğim, gözümü şöyle sakin ve huzurlu bir sabaha açmaktı. Ta ki benden bir yaş küçük kardeşim Emre beni uykumun en tatlı yerinde kabaca yere serene kadar..."
Işıl Hayel; yeşil gözleri, siyah saçları ve ailesinin tüm tatlı kaosuna rağmen hayata karşı dimdik duran o dirençli ruhuyla kendi halinde sıradan bir çiçekçide çalışıyordu. Fiziğine dikkat eden, neşeli ama bir o kadar da içsel gücü yüksek bir kızdı. Hayatı evdeki didişmeler ve çiçeklerin kokusu arasında geçip giderken, kaderin onun için bambaşka bir planı vardı.
Kenan Aksoy; adliye koridorlarının gri ve soğuk duvarları arasında koşturan, jilet gibi takım elbiselerin içinde ruhunun eksik parçasını arayan başarılı bir avukattı. Yapaylıktan, yalanlardan bıkmış; hayatına girecek o "zarif ve dürüst" kızı, yani hayallerindeki kadını arıyordu.
Ve o yağmurlu gece...
Aceleyle dükkandan çıkan Işıl, kapıda sertçe Kenan'a çarptı. Yere düşüp paramparça olan bir saksı, korkuyla kapanan gözler ve o gözler yavaşça açıldığında karşı karşıya gelen iki ayrı dünya... Kenan, o dipsiz yeşil ormanda ilk saniyede kaybolurken; Işıl hayatını altüst edecek o adamın beline sarılan elinden habersizdi.
"Nereden bilebilirdim ki aniden bir çiçekçide karşılaştığım o kızın, hayatımın en güzel 'Hayel'i olacağını...?"
All Rights Reserved