Bazı hikâyeler yazılmaz... yaşanır.
Ve bazı aşklar, yaşandığı anda değil; kaybedildiği anda başlar.
Bu kitap, bir aşkın hikâyesi değildir sadece.
Bu kitap, küle dönmüş bir gerçeğin ardından geride kalan boşluğun hikâyesidir.
Mardin...
Taşların bile hafızası olan bir şehir.
Ve o hafızanın içinde saklanan bir adam.
Güç, onun için bir miras değil; bir zorunluluktu.
Sevgi ise... kontrol edilmesi gereken bir zayıflık.
Ta ki onu tanıyana kadar.
Bir kadın...
Adı bir zamanlar dudaklarda dolaşırdı.
Şimdi ise sadece yangının dumanında kaybolmuş bir isim.
Bir gece...
Alevler yükseldi.
Bir ev yandı.
Ve o evin içinde kalan her şey, gerçeğin yerini alan bir yalanla birlikte kül oldu.
Resmî kayıtlara "ölüm" yazıldı.
Ama aslında olan şey daha acıydı:
Bir adam, sevdiği kadının yokluğuna değil... yokluğunun hikâyesine inandırıldı.
Ve o an...
Bir ağa öldü.
Geride kalan şey bir insan değildi artık.
Bir sistemdi.
Soğuk. Hesaplı. Affetmeyen.
Ama bazı yangınlar söndürülmez.
Sadece yer değiştirir.
Bir şehirde, başka bir isimle yaşayan bir kadın...
Hatırlamadığı bir geçmişin külünü içinde taşıyordu.
Rüyalarında duman kokusu vardı.
Tanımadığı yüzler, ama tanıdık bir acı...
Ve kader...
en acı oyununu oynuyordu:
Yakıp, unutturup, yeniden karşılaştırmak.
Bu kitap,
bir aşkın nasıl başladığını değil...
bir kaybın insanı nasıl yeniden inşa ettiğini anlatır.
Ve en tehlikeli soruyu sorar:
İnsan küllerinden doğan bir gerçeği hatırlarsa, hâlâ aynı insan kalabilir mi?
Boran ve Lara iki yabancı insan tek kalbi tekrar paylaşacak mı?
Seluruh Hak Cipta Dilindungi Undang-Undang