Büyük, ihtişamlı ama içi buz kesmiş bir masanın başında, kendi yok oluşumu parmaklarımla ufalıyor gibiydim. Ne siyaha ait olabiliyordum ne de beyaz beni içine kabul ediyordu; ben ışıkla karanlığın birbirini boğduğu o can yakıcı araftım.
Vesper... Vedaların, bitişlerin ve geri dönüşü olmayan çöküşlerin o tekinsiz adı. Göğsümde filizlenen o yaralı, nefessiz sızıyla baş başa otururken, odadaki gölgelerin beni yavaşça yutmasına izin verdim. Ben parlayan bir yıldız değildim; ben, her şey tamamen kararmadan hemen önce, ufukta can çekişen o son kirli ışık süzmesiydim.
All Rights Reserved